16. yüzyıl. Japonlar, Kore’yi işgal etmiş durumdadır ancak
önlerinde zorlu bir engel vardır. Bu zorlu engeli aşamazlarsa, denizi asla ele
geçiremeyecekler ve işgali tamamlayamayacaklardır.
Ryu-Seung Ryong, So Won Kal, Man-shik Jeong, Wonk-sang Park
Kızını çok seven zihinsel engelli bir baba, bir gün haksız bir şekilde suçlanır ve idam
cezası ile yargılanır. Olaylardan ve sonuçlarından bihaber olan babanın tek
isteği vardır; kızı Ye-Sung’u görmek. Ye-Sung’u bir daha görebilecek midir?
Bir Chan Wook Park filmi. Başrollerinde ise iki ünlü oyuncu
yer alıyor; Byung-hun Lee ve Kang-ho Song. Özellikle Kang-ho Song yine müthiş
bir iş çıkarıyor.
Kuzey Kore ile Güney Kore & Amerikan savaşı tüm
şiddetiyle devam etmektedir. Büyük bir çatışmadan kurtulmayı başaran Kuzey
Koreli üç asker ile Güney Kore ordusundan kaçan iki asker, kendilerini bir
köyün ortasında bulurlar; Dongmakgol’da. Köy yüksek dağların sırtında küçük bir
köydür ve köylüler dünyanın geri kalanı hakkında hiçbir şey bilmiyorlardır. Ne
silah, ne savaş.
Kurosawa ustanın Kagemusha’sı bir “Kralın Dublörü”
hikayesiydi. “Gwanghae, Wangyidoen namja" yani Masquerade de bir kralın
dublörü hikayesi. Ancak hikaye büyüdükçe, iki filmde farklılaşmaya başlıyor. Bu
yüzden iki filmi, aynı filmler olarak düşünmemek lazım.
Kore sinemasında “Aşk” filmlerine ender rastlansa da, aşka
yönelen filmlerinde de zirveyi zorluyor Kore sineması ve tüm dünyada bilinen ve
hayranlıkla izlenen filmler yapıyorlar. Şüphesiz bu alanda en yüksekte “Yeopgijeogin
geunyeo – My Sassy Girl (2001)” bulunuyor. Film, 2008 yılında Hollwwood’da
aynı adla yeniden çekilse de orjinalinden oldukça uzak bir duygu yarattı. Yine “Nae
meorisokui jiwoogae- A Moment To Remember (2004)” 2013 yılında Türk sinemasında
“Evim Sensin” adıyla yeniden çekildi ve bu büyük bir hayal kırıklığına yol açtı.
Kore Sinemasının “acımasız
gerçekliğinin” ve insani zaaflarının” tokat gibi çarptığı bir film daha. Etrafından
yaşananlara gözlerini kapayıp, sadece kendini korumaya çalışan Seul’lu modern
genç kız, işinden kovulunca çocukluğunu geçirdiği adaya kafasını rahatlatmak
için uğrar. Yıllardır ondan haber bekleyen çocukluk arkadaşı ise köyde bir
sarmalın ortasındadır ve bu ziyareti bir “umut”a bağlar… İşler iyice
karışacaktır...
Yönetmen : Je-Kyu Kang Dong-gung Jaan, Bin Won, Eun-ju Lee
1950 yılı. Kuzey Kore- Güney Kore savaşı başlamıştır. Bu savaşın tam orta yerinde kalan iki kardeşin hikayesi üzerine odaklanan film, savaşın gerçek yüzünü de sorgulamaya başlıyor. Savaş, Umut, fedakarlık, korku, kahramanlık üzerine söylenmesi gereken ne varsa açık ve korkusuz bir şekilde söylüyor Je-Kyun Kang. Bir tarih sorgulamasını da içinde barındırırken, şok yaşatmayı da ihmal etmiyor.
Film tüm bu yönleriyle "savaşın içinden" geçen bir film oluyor.
Sinema tutkunlarının hepsinin aşina, bir kısmının ise aşık
olduğu spagetti westwern filmlerinin en unutulmazı olan Sergio Leone’nin
yönetmen koltuğunda, Clint Eastwood ve Lee Van Cleef’in perdede arz-ı endam
ettiği “The Good, The Bad, The Ugly” filminin Kore ve uzakdoğuya uyarlanmış
hali “Joheunnom nabbeunnom isanghannom – The Good, The Bad, The Weird” yani “İyi-Kötü-Tuhaf”
Yönetmen : Ik Joon Yang Ik-Joon Yang, Kkobbi Kim, Man-Shik Jeon
Ik – Joon Yang’ın yazıp, yönetip, başrolünde oynadığı Güney Kore
filmi. Ik Joon Yang’a eşlik eden ise çok bilinmeyen Kkobbi Kim. Oldukça şiddet
ve küfür içeren film bu yönü ile tam bir gerçekcilik üzerine oturuyor.
Toplumsal şiddet yanında sıkı bir aile-içi şiddet eleştirisi de içeren film
aynı zamanda tuhaf bir aşkın merkezine doğru da ilerliyor. Şaşırtıcı ve
karanlık sonları seven Kore sinemasında –bu boyutu ile benim için tam bir çekim
merkezi- izlenmesi gereken filmlerden Ddongpari.
Rehinci olarak çalışan bir adamın, eroinman komşu kadının
kızı ile olan dostluğunu anlatan bu aksiyon/dram karışımı film. Duygusal
yoğunluğun yanında, usta işi aksiyonu birbirine denge olarak çok iyi
karıştırmış film “Ajeossi” aksiyon/dram dozu en dengeli filmlerden.
Güney Kore sineması denildiğinde yanlış algılamaların ne
kadar fazla olduğu ortaya çıkıyor. Orijinal olmayan filmler, saçma sapan dövüş
sahneleri ve anlaşılmayan bir dilin kararttığı filmlerle dolu bir sinema algısı oluşuyor bu sinemaya henüz göz atmamış,
sinemaseverlerin aklında.