Kabul etmek gerekir ki Türk izleyicisine yabancı dizi izleme alışkanlığını ve keyfini kazandıran dizi "Lost"dur. Lost'un ortaya çıkardığı büyük etki, her ne kadar dizinin sonrasında yarattığı büyük hayalkırıklığı ile törpülense de diğer yabancı dizilerin önünü açtı demek yanlış olmaz. Şimdilerde kaliteli yabancı dizileri sürekli takip eden, koleksiyonlar oluşturan, tartışan, gösterim günü ve saatini sabırsızlıkla bekleyen "seçkinci" bir dizi izleyici kitlesi var. Her bölümde heyecanın doruğa çıktığı, yeni ve daha büyük heyecanlar için bir bölüm sonrasını hatta bir sezon sonrasını - ki bu 1 yıl demek- salık veren diziler prodüksiyon büyüklükleri, maliyetleri, ulaştıkları kitle, yarattıkları dünyalar ile konuşulması, hatırlanması ve anlatılması gereken güçlü ve güzel bir ana akım başlatmış durumdalar. Elbette bu büyük ana akım içerisinde büyük hayalkırıklıkları, vasatlar, bekleneni veremeyenler, boşa çıkanlar büyük çoğunlukta. Ama öyleleri var ki yazılmadan, anlatılmadan ve en azından kendi kişisel tarihimize izlerini bırakmadan kaybolacak gibi değiller. Bu yazının konusu da bu diziler.
17 Nisan 2013 Çarşamba
11 Mart 2013 Pazartesi
Kelebeğin Rüyası - Aşk Bahanesidir Şiirin
Kelebeğin Rüyası şiire bir saygı duruşu niteliğinde ve bu
açıdan oldukça başarılı. Şiirlerin sadece keyif masalarında ortaya çıkmadığını
ne de güzel anlatmış hatta. “Şiir bahanesidir, hayatın”
Film, ilk yarısı itibariyle bir dönem filmi gibi şekilleniyor ve ortaya çıktığı dönemin sorgulamasını çok ama çok iyi yapıyor. Zonguldak’ı ve Zonguldaklıları, Zonguldak’ın iki zıt kutbunu anlatırken esasında dönem Türkiye’sine de geniş bir açıdan yaklaşıyor. 16 yaşından itibaren “kanunla” maden yataklarında çalışmak zorunda kalan köylüler; köylü olmadıkları için yerin dibinden kurtulan ama “verem” ve “fakirlik” nedeniyle imanı gevreyen ve geleceği olmayan şairler; ve Cumhuriyet tarihinin yeni burjuva sınıfı.
Film, ilk yarısı itibariyle bir dönem filmi gibi şekilleniyor ve ortaya çıktığı dönemin sorgulamasını çok ama çok iyi yapıyor. Zonguldak’ı ve Zonguldaklıları, Zonguldak’ın iki zıt kutbunu anlatırken esasında dönem Türkiye’sine de geniş bir açıdan yaklaşıyor. 16 yaşından itibaren “kanunla” maden yataklarında çalışmak zorunda kalan köylüler; köylü olmadıkları için yerin dibinden kurtulan ama “verem” ve “fakirlik” nedeniyle imanı gevreyen ve geleceği olmayan şairler; ve Cumhuriyet tarihinin yeni burjuva sınıfı.
12 Şubat 2013 Salı
Kişisel Sinema Tarihime Damga Vuran Yönetmenler Sıralaması
Akira
Kurosawa’dan gireyim bu yazıya ““İyi bir yönetmen, iyi bir senaryo ile
başyapıtlar üretebilir; aynı senaryo ile vasat bir yönetmen ancak sıradan bir
film yapabilir fakat kötü bir senaryo ile çok iyi bir yönetmen bile iyi bir
film yapamaz”. İyi senaryolar ile
başyapıtlar üreten yönetmenleri kendi bakış açıma göre sıraladım. Bu sıralama
bazıları için anlamlı, bazıları için anlamsız ve bazıları için de eksik
gelebilir, belki bazılarına da fazla. Son derece normal ve de anlamlı bir
durum.
4 Şubat 2013 Pazartesi
Ajeossi & Zamani Baraye Maste Asbha

Ajeossi – The Man From Nowhere
Yönetmen : Jeong-beom Lee
Bin won, Sae-ron Kim, Hee-won Kim
Rehinci olarak çalışan bir adamın, eroinman komşu kadının
kızı ile olan dostluğunu anlatan bu aksiyon/dram karışımı film. Duygusal
yoğunluğun yanında, usta işi aksiyonu birbirine denge olarak çok iyi
karıştırmış film “Ajeossi” aksiyon/dram dozu en dengeli filmlerden.
31 Ocak 2013 Perşembe
Tarantino - Şiddetin Ozanı'ndan Yüksek Dozaj Filmler
1963 doğumlu Quentin
Tarantino, şiddetin ozanı olarak da bilinir ki bu ününü fazlasıyla da
haketmiştir. Şiddeti doruğa çıkaran yaratıcı sahneler haklı ününün küçük bir
parçasıdır sadece. Biriktirerek gelen, öğrenen ve arşınlaya arşınlaya yönetmen
olan Tarantino'nun çabası çok izlenen filmler yaratmasının yanı sıra nerdeyse
her filminden bir kült çıkarabilme yeteneği ile birleştiğinde açık söylemek gerekirse
sinema dünyasına büyük bir lezzet katar. Bunun yanında neredeyse her
filmde popüler eleştirilerini peş peşe sıralayan bu dahi yönetmen, uzun ve
anlaşılması zor ve belki de çoğu zaman gereksiz (!) uzun dialogları kullanmakta
da pek mahir ve çok isteklidir.
Yine Tarantino deyince hatırlatmadan olmaz. Bir sinema okulunda eğitim almadan sinema dünyasına atıldığını artık neredeyse bilmeyen yok. Ki Tarantino da bu durumu her zaman öutlu ve gururlu bir şekilde açıklamadan geri durmamıştır
'“İnsanlar bana sinema okuluna gidip gitmediğini sorduğunda onlara şunu söylerim: hayır, sinema okuluna gitmedim film izlemeye gittim.”
Dünyanın en çok bilinen ve en ünlü ayak
fetişisti olan Tarantino, bu tutkusunu filmlerine sos yapmaktan da geri
durmayacak kadar da cesur aynı zamanda.
9 Ocak 2013 Çarşamba
“Hobbit : Unexpected Journey – Beklenmedik Yolculuk”
Orta Dünya’yı çok özlemiştik. Shire, Ayrıkvadi gözümüzde tütüyordu 9
yıldır. Yüzüklerin Efendisi serisi tamamlandıktan sonra yıllardır “Hobbit”in
yolunu gözlüyorduk. Nihayet 14 Aralık 2012’de arz-ı endam etti “Hobbit”
perdeye. Yüzüklerin Efendisi’nde yaşanan devasa maceranın öncesini anlatan
Hobbit, umutla ve hasretle bekleyenleri hiç şaşırtmadı ve oldukça mutlu
etti. Bilbo Baggins, Gandalf, Thorin
Meşekalkan ve yol arkadaşları cücelerin macerası başladı ve devam edecek.
16 Kasım 2012 Cuma
Bang Bang - Hız, Aksiyon, Kan, Silah
Zamanın hızlı akmasını seven, aksiyon sahnelerinden keyif alan, bol bol silah ve kavga ile örülü filmlerden hoşlanan hele sıkı takip oyunlarından büyük keyif alan sinemaseverler için hazırladığım liste "Bang Bang". Bolca hız, hep aksiyon, yerli yerinde kan ve silahlarla bezeli bu liste, filmsiz geçen geceleriniz için çok ciddi ve büyük bir alternatif.
25 Ekim 2012 Perşembe
İdris Küçükömer - Düzenin Yabancılaşması - Yücel Yalman Önsözüyle
Düzenin Yabancılaşması tam anlamıyla şoke edici bir kitap. Alabildiğine derin, alabildiğine birikimli ve vurabildiğine kadar da sert. İlk kez yayınlandığı 1969 yılında bütün siyasi kavramları alt üst eden ve şok etkisi yaratan "Düzenin Yabancılaşması" ilerici-gerici, sağ-sol denklemlerinin yerlerini değiştirmişti. Aradan geçen 45 yıla rağmen fikirleri hala taze kalan Küçükömer ciddi bir övgüyü hakediyor.
17 Ekim 2012 Çarşamba
Fatih Akın'dan Cennetteki Çöplük
Fatih Akın’ın Kazım Koyuncu, Bob Dylan ve Martin Scorsese’ye saygı duruşunda bulunduğu “Cennetteki Çöplük” kurgusu itibariyle oldukça başarılı bir belgesel. Trabzon’un Çamburnu beldesinde yaşanan dramın, yöre halkının samimi ağzından anlatıldığı belgesel, “Cennet gibi köyümüz, çöplüğe döndü” sözleriyle yükseliyor.
10 Ekim 2012 Çarşamba
Benim Gerçek Kahramanım Samwise Gamgee (Sam)
Yüzüklerin Efendisi, müthiş bir kahramanlık hikayesi
barındıran kendi adıma bugüne kadar okuduğum ve izlediğim en büyük, en devasa
ve en destansı hikayedir. Bunun yanında Yüzüklerin Efendisi, hikayesine hayat
veren kahramanlar çokça ve değişiktir. Herkesin farklı ve özel kahramanları
vardır ama benim gerçek kahramanım Samwise Gamgee’dir. Peki neden?
1 Ekim 2012 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









