16. yüzyıl. Japonlar, Kore’yi işgal etmiş durumdadır ancak
önlerinde zorlu bir engel vardır. Bu zorlu engeli aşamazlarsa, denizi asla ele
geçiremeyecekler ve işgali tamamlayamayacaklardır.
Birinci Dünya Savaşı için yapılan “İnsanlığın ilk toplu
intiharı” tanımlamasını okuduğumda, muazzam bir bilgiye ulaşmış gibi
kalakalmıştım uzun süre. Çok çarpıcı ve inanılmaz net bir tanımdı. İnsanlığın
ikinci toplu intiharının ne olduğunu söylemeye gerek kalmamıştır sanırım. Ya da
insanlığın diğer toplu intiharlarını… Savaş, insanlığın baş belası. Yüzyıllardır…
Ve artık hiç durmadan… İnsanların, başka insanları öldürmek için toplanmaları
ve bu birlikteliklerinde “kutsal bir amaç” bulmaya çalışmaları ne acı ve ne
kadar gerçek. Ne yazık!
1998 yılının soğuk bir kış gününde tanıdım ve 2001 yılı Aralık ayında ilk kez beyazperdede
izledim J.R.R Tolkien ustanın, Orta Dünya’sını… Orta Dünya’ya sinema perdesinde vedayı ise 2014
yılı Aralık ayında “The Hobbit: Battle of the Five Armies - Hobbit: 5 Ordunun
Savaşı” ile yaptım.
Tarihin en büyük edebiyat eseri The Lord Of The Rings,
tarihin en destansı sinema serisine Peter Jackson tarafından aktarılınca
yaşadığım heyecan dün gibi aklımda.
Samsara, bizi
Myanmar’dan, Çin’e, Namibya’nın çöllerine, Hindistan’a, Türkiye’ye, Filipinler’e
ve dünyada yaşamsal döngünün olduğu bir çok yere götürüyor, tek bir kelime
etmeden. Konuşmasına da gerek yok zira kamera bir roman uzunluğunda özetliyor
bize o anı, geçmişi…
Yağmur Kıyamet Çiçeği, Çernobil’in “kanser” etkisi ile
açılıyor, ortak noktası “tutku” olan üç farklı hikayeyi anlatıyor ve bu
hikayeleri aşk, kanser, Trabzonspor üçgeninde birbirine bağlamaya çalışıyor,
bitirişi de yine başa bela olan “kanser”le yapıyor.
Kazım Koyuncu’nun “devrim” aşkı, Şenol’un Elena aşkı ve
Ahmet’in Trabzonspor aşkı. Film bizi 1996 yılına götürüyor ve düğümü de 1996
yılı Mayıs ayında atıyor.
"Hiçbir zaman tek bir film ile olağanüstü bir başarı
kazanmadım. Benim şöhretim yavaş yavaş oluştu. Şimdi bana, başarılı bir
yönetmen olduğumu ve birçok kişinin benim hakkımda iyi şeyler söylediğini
söyleyebilirsiniz. Ama aslına bakarsanız hiçbir filmim tamamen pozitif
eleştiriler almadı ve gişede çok büyük hasılatlar elde etmedi." - Stanley Kubrick
Ahlak ilkelerini bile bile çiğneyen, yalnızca kendi çıkarını gözeten, halk avcısı, fırsat düşkünü bir basın, önünde sonunda, kendisi kadar alçak bir halk yaratır. Joseph Pulitzer
Ryu-Seung Ryong, So Won Kal, Man-shik Jeong, Wonk-sang Park
Kızını çok seven zihinsel engelli bir baba, bir gün haksız bir şekilde suçlanır ve idam
cezası ile yargılanır. Olaylardan ve sonuçlarından bihaber olan babanın tek
isteği vardır; kızı Ye-Sung’u görmek. Ye-Sung’u bir daha görebilecek midir?